__________

____________

____________

____________

____________

____________

Gaziantepteki hizmetleri nasıl buluyorsunuz?

Büyükşehir iyidir..
Hepside iyidir..
Hepside kötüdür..
İyidir, ama bağenmediğim şeyler var.
Şahinbey iyidir..
Şehitkamil iyidir..

Sonuçları Göster

Kullanıcı Adı

Şifre:

Yeni Üyelik

Şifremi Unuttum

Gaziantep Ayıntap Antep ağzı Kobi haber Gap Proejesi Tarihi Mekanlar Gezilecek Yerler Zeugma Şehitkamil Kimdir Karayılan Harita Kurtuluşu

Israel Shahak - Norton Mezvinsky

 
Kaht-ı Rical
17/09/2006 - 17:44
Denemeler
ZEKERİYA EFİLOĞLU
Bilginin efendisi olmak için

çalışmanın kölesi olmak

gerekmektedir.

Balzac
Osmanlı İmparatorluğu’nda 4.Murat Döneminde Koçi Bey’in hazırladığı raporun özet cümlesiydi Kaht-ı Rical (Adam Eksikliği) Bir ülkede, büyük devlet ve siyaset adamları ile âlimlerin bulunmaması, yetişmemesi. Osmanlı Devleti'nde bilhassa Tanzimat'tan sonra “kaht-ı rical” tabirinin çok kullanılmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda Devlet adamlarının yetişmemesi, âlimlerin azalması, İmparatorluğun yıkılış sebeplerinden birisidir. Osmanlıyı yıkmanın tek şartının, onları ilimden, dirayetli devlet adamlarından mahrum bırakmak olduğuna inanan İngilizler (iki asır boyunca bu iş için uğraştılar), fen ve din ilimlerinin okutulduğu medreselerin yozlaşması için var güçleriyle çalışarak, 19. asrın sonu ve 20. asrın başında arzularına tamamen ulaştılar. Artık Osmanlıda, devlet ve ilim adamı sayılabilecek çok az kimse yetişti. Bu bakımdan, o zamanlar, kaht-ı rical tabiri günlük lisanda çok kullanılır oldu. Günümüzde de bu tabirin aslında daha da çok kullanılmasının gereğini bilmem söylemeye gerek var mı? Kitlelerin şartlandırılıp kadroların şuurlandırılmadığı hiçbir hareketin tarihi seyri uzun soluklu olamayacaktır anlamına da gelmektedir bu kelime. Olmasının imkanı da yoktur zaten. Uzun soluklu yolculuklar, devletler, hareketler; bilgi birikimiyle donatılmış ekibin komple hareketiyle gerçekleşecek bir süreçtir. Bu süreçte ekibin komutanlığını yapacak olanın, “Ben her şeyi ekibimle “bilirim”.” realitesiyle hareket etmek zorundadır. Liderin ekibini ve kadrosunu kurarak onları şuurlandıracak, başka liderlerin yetişmesini engellemeyip, yetişmesi için mücadele edecek, kitleleri sürükleyebilecek, belagat, hitabet, basiret, feraset ve fiziğe ihtiyacı olması zorunludur. O zaman “adam eksikliği” diye tarihte yerini alan sorun kendiliğinden ortadan kaldırılmış olacaktır. Kapkara bir gecede bile bulutların ardında parlayan yıldızların varlığından bahsedebiliriz. “Zifiri karanlığının içerisinde ak sütün içerisindeki ak kılı görebileceklerden” bahsederiz. Keşfedil-e-memiş bir çok hazineden bahsederken bunun insan boyutunu da hep zikrederiz. Ülkemizin doğal zenginlikleri, jeopolitik ve jeostratejik konumunu anlatırken her zaman bize bir “dahi” veya “deli” lazım deriz. Görev konusunda o terbiyemiz ön plandadır. “Görev istenmez verilir.” Halbuki durum, görev verilmez alınıra dönmüşse işte Kaht-ı Rical denilen sorun kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır. Bir daha ortaya çıkmaması için bataklık kurutulmalıdır. Karton memleketler ve karton adamlar hiç kimsenin göreve talip olmayıp sıranın kendilerine gelmesini bekleyenlerin ataletinden kaynaklanmaktadır. Altyapısı sağlam olmayan kişiler ve kimlikler yani öze inemeyen sanal ve sahte resimler önümüze eşsiz bir manzaraymış gibi sunulacak ve teklifsiz kabul etmemiz istenecektir. Şunu söylemek istiyorum: “Başağın iyi yetişmesine engel, zararlı otlar değil, çiftçinin ihmalidir.” Şu 21. asrın süper ülkesi olma potansiyeli bulunan Türkiye’ye bakın. Batıdan gelen fikir sistemi, temel hürriyetler ve batı tipi özgürlüğün herkesi bozduğunun farkında değiliz. Nüfusunun yüzde 70’inin 30 yaşın altında olduğu bir ülkede, siyasi sistem hala kimlerin elinde? Ülkemiz, hem de kapımızda dünyayı felakete yuvarlayacak bir savaşın zil sesleri çalarken, her zamanda çalmaya müsaitken, siyasi çekişmeler ve koltuk kavgalarıyla çalkalanıp duruyoruz. Tam bir kısır döngü, gündemimizi dolduruyor. Avare kasnak gibi boşa çalışıyoruz. Yok seçim yapılsın, yok ertelensin, yok sen adaysın, yok ben adayım! Türkiye, bir avuç elit politikacılar ve yöneticilerin ve de bunların destekçilerinin elinde, havanda su dövüp duruyor. Partiler ise, kişileri bozmaktan başka bir işe yaramıyor. İnsanı sadece makam veya menfaat ve çıkar elde etmek için sürüklerler. İnsana yalanı, nifakı, ikiyüzlülüğü ve entrika çevirmeyi öğretirler. Çünkü siyaseti böyle anlarlar. Nitekim onlara göre gaye vasıtayı meşru kılmaktadır. Altı kere gidip yedi kere gelse bile memleket bir hayrı dokunmayanlara mikrofon uzatılıyor. Halkın nabzını yansıtacak ve onları bilgilendirecek medya ise, bu kısır gündem oyuncularının ve yapımcılarının en baş destekçisi konumunda ortam oluşturuyor. Sistem ise, yıllardır düzeltemeyip savsakladığı bir kokuşmuşluğun ülkeyi bugün getirdiği durumu, çaresizlik içinde seyreder vaziyette bir pozisyon sergiliyor. Dünya değişiyor. Ama Türkiye, kendisine fren koyan ve takoz olan sistematik engellerle, yerinde dahi sayamıyor. Ülke geriye gidiyor. Bırakın yapısal değişimleri, global değerlere entegre olmayı, uluslararası arenada hakkı olan uygar yerini almayı; giderek içine kapanan ve iç meselelerle boğuşan ülke haline geliyor. Ne vizyon sahibi politikacımız kaldı; ne de vizyonlu insanlara geçit veren, bir siyasi yapı var. Üniversitelerimiz halkın ortak aklı ve ortak değerlerine yabancılaşarak onlarla kavga etmekten bilimsel gelişmeye zemin hazırlayacak plan ve projelerin içinde yer alamıyor. Yıllardır masum kızlarımızın başörtülerini suç aleti gibi görüp şehit annelerini dahi üniversitelere sokmayan YÖK, İmam-Hatip liselerinden mezun olanlar üniversiteye giremesin diye sınav katsayılarıyla oynayıp tüm mesleki eğitimin de çökmesine sebep olan YÖK, patırtı gürültü ile mahkemeleri bastırmaya kalkışıyor. Dünyanın en iyi 500 üniversite arasında bizim bir üniversitemiz hala yer almıyor. Patent sayısı, buluş sayısı yok denecek kadar az. Yıllardır bunun böyle olacağı da alenen gözüküyor. Yazık ki, ne yazık! , Kompleks zırhını delerek yaptığımız işin en iyisini yapmamız gerekmektedir. Cesur adam yetiştirmek zorundayız. Sözünü dudaktan gözünü budaktan esirgemeyecek yiğitlere mecburuz. Kişilere siyasî tecrübenin nasıl kazandırılacağını izah etmeliyiz. Kişileri, pısırık, güvensiz, medeni cesareti olmayan, zayıf karakterli veya basit bir kişiler olarak yetiştirirsek gelecek adına ne kadar kaygılanırsak o denli haklı oluruz. Bu nedenle düşünür bir kişi yetiştiremezler. Bunların tam tersi kişiler yetiştiği zaman; yolumuz dağ başlarına dahi düşse insanlar bizi arayıp bulacağından şüphemiz olmasın. Yeter ki biz, mukallit (taklit eden) değil, muhakkik (inceleyen araştıran) olalım. Olamıyorsak bile olanların ayağının altından merdiveni il biz çekmeyelim. Işığı bu işi yapanların gözlerine değil, önlerine tutalım. Onları anlamaya ve yardımcı olmaya çalışalım. Hep anlattığımız ama bir türlü uygulamadığımız “Seni kılıcımızla doğrulturuz” ihtarının ciddi takipçisi olalım. Göreceksiniz çoğu şey kendiliğinden yoluna girmiş olacak. Vazgeçilmez insanlar yoktur. Vazgeçilmeyecek doğrular vardır. Doğruların yılmaz takipçisi olanlar “Adam gibi adamlardır.” Gerisi laf-ı güzaf.(Boş laf)

Bu Haber 4217 defa okunmuştur

 


 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

17/09/2006 - 17:44 Kaht-ı Rical

17/09/2006 - 17:37 BİZ HEP ŞİKAYET EDERİZ.. ( SİSTEMLİ ÇALIŞMA )
 

16-09-2019

 ABDULKADİR KONUKOĞLU

Diğerleri İçin; (Tıkla)








Kısaca Gaziantep  |  Hakkımızda  |  Ziyaretci Defteri  |  İletişim                   18 oyunlarçiftlik oyunları

| © 2006 Antep.Gen.Tr |